Zirvenin onur konuğu Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, ekonomik dayanıklılık ve kalıcı istikrar koşulu olarak sağlam hukuki çerçeveye işaret etti. Dünyadaki ekonomik dönüşümün yanı sıra çatışmalı ortama da değinen Koç Gazze’yi hatırlatarak “Batı’nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır” dedi
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, onur konuşmacısı olarak katıldığı Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) 27. İş Dünyası Zirvesi'nde reel sektör üzerinde büyük baskı olduğunu, ekonomik dayanıklılığın ve kalıcı istikrarın ise kurum ve kurallarıyla cumhuriyetin temel değerleriyle mümkün olabileceğini açıkladı.
TÜRKONFED İş Dünyası Zirvesi’nin 27’ncisi Elazığ’da Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (FIRATSİFED) ev sahipliğinde “Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık” temasıyla başladı. İki gün sürecek zirvenin açılışını TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez, FIRATSİFED Başkanı Yasemin Açık ve onur konuğu olarak Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç yaptı.
Koç, finansman maliyetlerinin ve TL’nin son dönemde reel olarak değer kazanmasının sanayici üzerinde büyük baskı oluşturduğu söyledi. Çin baskısına karşı katma değer geliştirmek gerektiğini belirten Koç “Fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi, finansman maliyetlerinin yatırımın desteklediği seviyelere gelmesi rekabet gücümüz açısından hayati önem taşıyor.” dedi. Koç, Şirketlerin uzun vadeli karar alabilmesi ve sürdürülebilir kalkınmaya ilişkinse “Sağlam bir hukuki çerçevenin sağlayacağı öngörülebilirlik şart” dedi. Koç ayrıca “Ekonomik dayanılıktan söz ediyorsak bunun hangi şartlarda mümkün olabileceği önemli. Kurum ve kurallarıyla Cumhuriyetimize ve milletimize yakışan demokratik, laik, hukukun üstün olduğu bir anlayış; kalıcı istikrarın sağladığı makro ekonomik dayanıklılıktır” dedi.
AB YERİNE YENİ SAHAKoç teknik ve diplomatik risklere de değindi. Kurala dayalı düzenin ABD tarafından yıpratıldığını belirten Koç, Belirsizlik ortamının bir sebebinin de giderek sertleşen teknoloji rekabeti olduğunu ve Türkiye’nin bu konuda geride olduğunu vurguladı. Avrupa’nın Çin karşısında gerilemesinin Türkiye’yi olumsuz etkilemesinin yanı sıra AB’nin son dönemdeki politikalarının da riske işaret ettiğini belirten Koç, AB’nin Türkiye’yi kendi ekonomik ve stratejik parçası olarak görmekten ziyade dış ortak olarak konumlandırma eğiliminde olduğunu belirtti, “Avrupa dışında da çeşitli hareket sahaları oluşturmamız lazım.” dedi.
Koç, dünyadaki kuralsızlaşmanın uluslararası hukuk için de geçerli olduğuna değindi:
“Gazze'de yaşanan soykırım bir insanlık trajedisine dönüşürken, uluslararası hukukun ve bunu korumakla mükellef kurumların içine düştüğü aciziyet de gözler önüne serildi. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan bu korkunç soykırımı mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır.”
FİNANSMAN AĞIR YÜKTÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez ise Türkiye’de sanayi üretiminin 2022 başındaki yüksek seviyelerin ardından güçlü ve kalıcı bir büyüme yoluna giremediğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Nakit akışı, fiyat baskısı ve finansmana erişim, ağır birer yük haline geliyor. Bu nedenle de dezenflasyon sürecinde, muazzam bir bedeli taşımaya razı geliyoruz. Ancak reel sektörün, sürdürülebilir büyüme ve ekonomik dayanıklılığın taşıyıcı gücü olduğunu da, her zamankinden daha güçlü şekilde vurgulamak istiyoruz.”
“KAYNAKLAR DAR ALANA SIKIŞIYOR”FIRATSİFED Başkanı Yasemin Açık ise konuşmasında bölgesel kalkınmayı odağına aldı. Büyümenin hızı kadar niteliği ve coğrafi dağılımının da önemli olduğunu vurgulayan Açık şunları söyledi: “ Toplam banka kredilerinin yarısından fazlası yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir’de toplanıyor. Kısacası sermaye nereye akıyorsa üretim de genç de gelecek de oraya akıyor ve akacak. Oysa yeni dünya düzeninin güçlü ülkeleri tek merkeze sıkışan değil, ülkenin dört bir yanına yayılabilen ülkelerdir. Bu nedenle Türkiye’nin bir sonraki büyüme hikâyesi İstanbul’un dışında, Anadolu’da yazılmalı. Kalkınma planı insanı merkezine almalı.” Bölgenin tarihi bir eşikte olduğunu da vurgulayan Açık, şöyle seslendi: “Doğru zaman tam da bu zaman.”